16 Kasım 2007 Cuma

SİNEMA TARİHİ (Historical of cinema)

Sinema tarihi(history of cinema)

Undoubtedly each country has its own history of the cinema and such an history is confirmed by documents. According to such documents the official history of the cinema, known then as the cinématograph, begins on December 22, 1895 in Paris at the Grand Café, near the Boulevard des Capucines, where two young Frenchmen, the brothers Louis and Auguste Lumière, stages a first showing.

According to several sources the cinema enters Turkey first through private showings, held at the Sultan's court (The Yıldız Palace), followed by public ones. We know, for example, that in 1897 a Rumenian citizen of Polish origins, Sigmund Weinberg, staged a first public show in Istanbul. The place being Sponeck's beerhouse in Galatasaray's square ..''TÜRKİYE'DE SİNEMANIN DOĞUŞU ve GELİŞİMİ''
Sinemanın Türkiye’ye gelişi 1896 yılına rastlar. Operatör Promio, İstanbul ve İzmir dolaylarında kısa kısa filmler çekti. Yurt dışından gelip Türkiye’de ilk kısa metrajlı film çekimini gerçekleştiren yabancılardan sonra, yine yabancılar tarafından ilk film gösterisi yıldız sarayında yapılmıştır.[3]

Daha sonra da Romanya uyruklu bir Polonya yahudisi olan Sigmund Weinberg Türkiye’6de halka açık ilk film gösterisini gerçekleştirecekti. Bu ilk gösteri büyük ilgiyle karşılandı. Ne var ki şaşkına dönen seyircilerin içinde bu yeniliğe karşı çıkıp, beyaz perdede birbiri ardına yürüyen canlı resimleri seyretmeyi günah sayanlarda vardı.[4] Halk açık bu ilk gösteri Beyoğlu karşısına düşen hammalbaşı sokaktaki Avrupa Pasajının 7 numaralı yeriydi.

Bir süre sonra bu gösteriler şehzade başı Feyziye kırathanesi ile Tepebaşı ve Odeon tiyatrolarında devam edip İstanbul’un çeşitli yerlerine yayıldıysa da, ülkemizde yerleşik ilk sinema salonu açan yine (1905) Sigmund Weinberg’dir.

Türklerin sinema işletmeciliğine el atmaları ise daha sonraki yıllarda gerçekleşmiştir. Örneğin, 19 Mart 1914’te Şehzadebaşı’nda açılan “Milli sinema” ülkede Türk iş adamlarının devreye soktuğu ilk sinema salonudur.

1914 I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıldır. 2 Ağustos ülkemizde seferberlik ilan edilmiş, 11 Kasımda da resmen savaşa girilmişti. 3 gün sonra savaş ilan edildi. Rusların “93 Harbi” sırasında Yeşilköy’de “Zafer Anıtı” olarak diktikleri kule yıkılacak ve yıkım olayıda filme alınacaktı. Bu olayı Fuat Uzkınay adlı Türk çekecekti. 150 metrelik Ayestefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı bir belgeselle, bir tarih doğuyordu.[5]

Türkiye7de sinema işletmeciliği ve salonların serüveni 1908’de başlayıp, 1914 yılında Beyoğlu civarında yaygınlaşırken, haftanın belli günlerinde yalnızca kadınlara da film gösterilmeye başlandı. Kadın-erkek filmleri ayrı ayrı izliyorlardı. Bir arada ilk olarak Ankara Sinemasında film seyrettiler. Konulu ilk uzun metrajlı film (1916) “Himmet Ağa”nın İzdivacı”dır. Fakat 1918’de tamamlanacaktır. Halk önüne çıkan ilk Türk filmi ise (1917) “Pençe”dir.

Sinemayla ilgili kuruluşların tarihi ise 1915’lere rastlamaktadır. İlk özel yapım evi ise 1922’de bağımsız olarak film üretimine başlayıp, yeni bir dönemi açan “Kemal Film” şirketidir. Daha sonra Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte sinemaya kadın oyuncular girmeye başladı. (Mesela; Bedia Müvahhit, Neyyine Neyi vs.. Türk sinemasının ilk kadın oyuncuları arasında yer alırlar.) Sesli çekilen ilk Türk filmi ise “İstanbul Sokaklarında”dır. 1946’da Türk siniması ilk kez örgütlenir. 1947’den sonra ise büyük bütçeli filmler çekildi, gazetelerdeki ilanlarla oyuncular artmıştır. Daha sonraları da yıldız sistemi doğmuştur.

Tunalım. (http://www.ozelsayfam.com/dannagarcia )

DANNA GARCIA)biography-fotos)

-



(Biography-Career)

Danna Garcia aprendio a jugar frente a las camaras y crecio ante millones de televidentes en su natal Colombia. Apasionada por su arte, alegre y de gran calidad humana, Danna siempre se ha distinguido por sus ganas de querer hacer las cosas bien. Esta joven actriz inicio su carrera a los cuatro anos y desde entonces su rostro no ha parado de multiplicarse en millones de hogares en todo el mundo.


Desde que interpreto a la inolvidable Marcela Vallejo en la telenovela “Cafe con aroma de mujer”, uno de los mayores éxitos televisivos de la última década, Danna se proyectó internacionalmente. Con su carisma, sencillez, profesionalismo e inigualable talento llegó a millones de hogares en toda América Latina, Estados Unidos, España, Italia, Indonesia y hasta Japón.

Hija de la reconocida cantante de los años setenta Claudia Osuna, empezó grabando comerciales de televisión y a los siete ya conducia “Notituticuanti” y protagonizaba los seriados “Imaginate”, “Tantas Cosas” y “Seres queridos”. Luego vinieron mas de 25 apariciones en television y en telenovelas de alto nivel como “Al final del Arcoiris”, “Azúcar”, “Zarabanda”, “La Casa de las dos Palmas”, “La otra raya del tigre” y “Victoria”.

En 1996 DANNA viajaria por primera vez a Mexico para estelarizar la telenovela “Al Norte del corazón” . Luego de varios meses de trabajo regreso en 1997 a Colombia para representar a la dulce Sofia Santana en la telenovela Perro amor, en donde recibio el cariño del público, varios premios y nominaciones. Danna, una eterna enamorada de Mexico, regresaria despues de dos anos al pais azteca para protagonizar la telenovela “Háblame de amor”. Al finalizar las grabaciones, viajó a la ciudad de Nueva York para continuar con sus estudios de teatro en el reconocido Lee Strasberg Theatre Institute. Danna reapareceria en el mundo de las telenovelas un ano despues protagonizando “La Revancha” para la cadena Univision en Estados Unidos, obteniendo excelentes indices de audiencia en Puerto Rico, Venezuela, Mexico, España, Holanda, Grecia y otros países de Europa.


Pero Danna no sólo actúa, también heredó el talento para el canto. En 1994 integro el grupo Café Moreno. Sin embargo, después de dos producciones y obtener discos de oro y de platino, el grupo se desintegró y desde ese momento DANNA consolidaría su carrera como actriz. Sin embargo, y para alegria de sus seguidores, no ha permanecido totalmente alejada del canto al interpretar temas en tres de sus telenovelas Perro Amor, Háblame de amor, y Pasion de Gavilanes.

Aunque declara que su familia y la actuacion ocupan la mayor parte de su corazon y de su tiempo, su espiritu emprendedor ha hecho de Danna una mujer integral que siempre quiere superarse y ayudar a causas filantropicas. Danna nunca ha dejado de lado su formacion tanto actoral como en otros campos. Ademas de muchos cursos extracurriculares, tomo varios semestres de Comunicacion Social y estudio administracion de empresas, carreras que apesar de su gran esfuerzo no ha culminado aun por sus multiples compromisos actorales. Despues de protagonizar el fenómeno mundial "Pasion de Gavilanes" culminó 2 proyectos con altos indices de audiencia, "Te voy a enseñar a querer" y " Corazon Partido", para luego mudarse a la ciudad de Los Angeles contratada por la cadena ABC. Alli continuaria con sus estudios de actuacion en los aclamados Ivanna Chubbuck Studio y Lesly Kahn Company para luego regresar con gran exito en la telenovela “La Traicion” de la cadena Telemundo. En la actualidad se encuentra radicada en Mexico grabando con gran exito la telenovela “Un gancho al Corazon” para Televisa.

Danna es actualmente y desde el 2006 la portavoz Latina de las marcas Garnier , Maybelline y Nutritioniste. No solo ha demostrado ser una gran actriz apasionada por su carrera, inteligente y con valores, sino tambien una profesional que le pone amor a todo lo que hace.
--------------------------------------------------------------------------------
Career Events...Some of her performances:
--------------------------------------------------------------------------------

“CORAZON PARTIDO”

“TE VOY A ENSEÑAR A QUERER”

“PASION DE GAVILANES”

“LO QUE CALLAMOS LAS MUJERES"

“LA REVANCHA”

“HÁBLAME DE AMOR”

"PERRO AMOR"

“AL NORTE DEL CORAZON”

"EL DIA ES HOY"

"VICTORIA"

"CAFE CON AROMA MUJER"

"LA OTRA RAYA DEL TIGRE"

"SIDA...CADENA MORTAL"

"SERES QUERIDOS"

"PRIMOS"

"SETENTA VECES SIETE"

"LA CASA DE LAS DOS PALMAS"

"LA FUERZA DEL AMOR"

"ZARABANDA"

"AZUCAR"

"SOLO UNA MUJER"

"AL FINAL DEL ARCO IRIS"

"IMAGÍNATE"

“NOTITUTICUANTI”

“NO CULPES A LA PLAYA”

“TANTAS COSAS”

Tunalım...

TÜRK SİNEMASININ KADINLARI


Türk sinemasının sultanı:TÜRKAN ŞORAY

Burçak Evren'e göre Türk Sineması oyuncuları açısından oldukça zengin: ‘‘Türk Sineması 1987'ye kadar dünyada, Amerika, İtalya ve Hindistan'dan sonra en çok film üreten sinema idi. Sinemanın bir avantajı da, Türk halkının en ucuz ve tek eğlence aracı olmasıydı. Bugün televizyona rağmen, sinema değerinden kaybetmiyor, çünkü televizyonda hep eski filmler gösteriliyor ve o starlar, oyuncular unutulmak bir yana, şöhretlerine şöhret katarak büyüyorlar.’’

Bedia Muvahhit'ten Zuhal Olcay'a Antalya Falez Otel'de, 31 Ekim'e kadar gezilebilecek ‘‘Geçmişten Günümüze Türk Sinemasında Kadın Oyuncular Fotoğraf Sergisi’’nde, her biri dönemine damgasını vuran 32 kadın oyuncunun siyah beyaz fotoğrafları yer alıyor. Falez Otel ve Ephemera Derneği'nin işbirliği ile Burçak Evren'in arşivinden oluşturulan sergi Bedia Muvahhit ile başlıyor, Zuhal Olcay ile bitiyor.

En Büyük Kim?

Evren, ‘‘Sizin starınız kim?’’ sorusunu şöyle yanıtlıyor: ‘‘Tabii ki, Türk sinemasının en büyük starı, otuz-kırk yıldır başta kalma becerisini gösteren, hala starlığını ve halkın sevgisini koruyan ve gönüllerde sultan olan Türkan Şoray. Bir sinemada bu kadar uzun süre kalmak çok az insana nasip olur.’’

Son Star

Burçak Evren'e göre Türk Sineması'nın son starı Müjde Ar. Üstelik o, tabulara son veren bir star: ‘‘Türk Sineması'nda cinselliğin sevginin doğal uzantısı olduğu imajını veren, ikisini bir arada kendi bünyesinde toplayan ilk kadın Müjde Ar'dır.’’ Sergide yer alan fotoğraf, Müjde Ar'ın henüz sinemaya geçmediği, tiyatro yıllarına ait.

Gerçek Yıldız

30'lu 40'lı yıllarda sinemaya damgasını vuran oyuncu, hem sinemada hem de gerçek yaşamında bir star olan Cahide Sonku'ydu. Burçak Evren, Sonku için, ‘‘Erkeklerin peşinden koştuğu bir yıldızdı. Gerçek yaşamında da ayakkabısından şampanya içilen, ziynet eşyalarına boğulan biriydi. O kadar güzeldi ki, Türk halkına uzak gelen sarışınlığı bile dezavantaj olmadı. Bana göre gelmiş geçmiş en güzel sinema oyuncusu’’ diyor.

Sinemada yeni yıldız yetişmiyor

Burçak Evren, ‘‘Geçmişten Günümüze Türk Sinemasında Kadın Oyuncular Fotoğraf Sergisi’’nde Türk sinemasının en parlak yıldızlarının yanı sıra karakter oyuncularına da yer veriyor. Son 5 yılda Türk sinemasına damgasını vuran kadın oyuncu sayısındaki düşüşe dikkati çeken Evren, ‘‘En son Zuhal Olcay çıktı. Oyuncular artık sinema ve tiyatro kökenli değil, televizyon kökenli. Sinema starlarının yerini televizyonun yarattığı starlar aldı; ses sanatçıları, pop yıldızları, dizi oyuncuları gibi’’ diyor.

Burçak Evren, beş bin resim arasından seçtiği fotoğraflarla açtığı serginin esas ilkesini şöyle anlatıyor: ‘‘Cumhuriyet'in kuruluşu olan 1923'ten günümüze kadar Türk sinemasına damgasını vurmuş en popüler sinema sanatçılarını aldık. O sanatçıyı en kısa yoldan tanımlayan fotoğrafları seçmeye özen gösterdik.’’

Sergi, ilk Müslüman kadın oyuncularımızdan Bedia Muvahhit ile başlıyor. Bedia Hanım'ın sinemaya başlama hikayesi ilginç: ‘‘1923'e kadar bütün Türk filmlerinde gayri müslim kadınlar oynardı. 1923'te Muhsin Ertuğrul, Halide Edip'in romanından esinlenerek Ateşten Gömlek adlı filmi çekmeye karar verdi. Kurtuluş Savaşı'nı anlatan bir filmde yabancı bir oyuncunun oynamasına gönlü razı olmadığı için de gazeteye verdiği ilanla oyuncu aradı. Bu ilana başvuranlardan Bedia Muvahhit ve Neyire Neyir sinema oyuncusu oldular. Neyire Hanım daha sonra Muhsin Bey ile evlendi.’’

Şahane Kadın

30'lu 40'lı yıllarda sinemaya damgasını vuran oyuncu, hem sinemada hem de gerçek yaşamında bir star olan Cahide Sonku. Burçak Evren, Sonku için ‘‘şahane kadın’’ tanımını kullanıyor: ‘‘Bütün erkeklerin peşinden koştuğu bir yıldızdı. Gerçek yaşamında da ayakkabısından şampaya içilen, ziynet eşyalarına boğulan biriydi. O kadar güzeldi ki, Türk halkına uzak gelen sarışınlığı bile onun için dezavantaj olmadı. Bana göre gelmiş geçmiş en güzel sinema oyuncusu.’’

50'li 60'lı yıllara damgasını vuran oyuncular arasında Muhterem Nur ve Belgin Doruk var: ‘‘Nur ve Doruk aynı dönemin oyuncuları, ama oynadıkları roller farklı. Muhterem Nur, kenar mahallenin namus timsali, ızdırap çeken, masum ezik kızıydı her zaman. Daha çok fakir kız rollerinde görünürdü. Belgin Doruk ise onun bir kalem üstü, şımarık, güzel, zengin kızdı.’’

Doruk ve Nur'un ardından Türk sinemasının ‘‘kare ası’’ geliyor. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın. Burçak Evren Filiz Akın'ı bu dörtlünün biraz dışında tutuyor: ‘‘Filiz Akın güzel ve yetenekli bir oyuncuydu. Ancak sarışınlığı ve Avrupai fiziği, seyircinin onunla özdeşleşmesini zorlaştırdı. Fatma Girik, erkek gibi kızdı, Hülya Koçyiğit, saf, masum kız rollerinde göründü. Türkan Şoray ise onlardan farklı olarak, her role giren muhteşem kadındı.’’

Yalnızca starların değil, oyuncuların da yer aldığı sergideki Neriman Köksal portresi için şunları söylüyor: ‘‘Köksal ilk vamp kadın oyuncularımızdan biriydi. Önceleri Türk filmlerinde, starın fahişe ruhlu da olsa sevişmesi yasaktı. Seyirci bunu kaldıramıyordu. Ama gerçek yaşamda cinsellik var. Dolayısıyla starın yanında ikinci bir kadın oyuncu olurdu. İyi kadın esmerse kötü kadın sarışındı. Bir kadının işlevini iki kadın görüyordu. Cinselliği ön planda olan bir kadına ihtiyaç vardı. Bu da bir dönem Neriman Köksal oldu.’’ Türk sinemasının son starı olarak tanımlanan Müjde Ar, bu ikiliğe son vermesi açısından önemli: ‘‘Türk sinemasında cinselliğin bir sevginin doğal uzantısı olduğu imajını veren, ikisini bir arada kendi bünyesinde toplayan kadın Müjde Ar'dı. Fahişe ise yatağa giriyordu. Çünkü onun olduğu dönemde yaşamımıza televizyon girdi. Kimi değerleri ortadan kaldırdı. O güne kadar kadınları tek boyutlu görüyorduk. İyi kadın, kötü kadın. Türkan Şoray'ın fahişe rolünü oynadığı bir çok filmi vardır, ama diz kapağından yukarısını göremezsiniz. Dallas gibi dizilerden sonra insanlar bu masalları yutmamaya başladı.’’

Burçak Evren sergiyi Zuhal Olcay ile kapatmayı uygun görmüş: ‘‘Son beş yıl içinde sinemaya damgasını vuran kim deseniz aklınıza bir isim gelmeyebilir. En son Zuhal Olcay çıktı. Artık dönem oyuncuları çıkmıyor, çünkü çekilen film sayısı azaldı. Oyuncular artık sinema ve tiyatro kökenli değil, televizyon kökenli. Sinema starlarının yerini televizyonun yarattığı starlar aldı; ses sanatçıları, pop yıldızları, dizi oyuncuları gibi.’’

Asıl Hedef Müze

‘‘Geçmişten Günümüze Türk Sinemasında Kadın Oyuncular Fotoğraf Sergisi’’, Antalya'dan sonra ‘‘Gezici Avrupa Film Festivalleri’’ bünyesinde Bursa'da sergilenecek. Burçak Evren'in bundan sonraki sergi projeleri, Türk sinemasının yönetmenleri ve Türk sinemasının unutulmayan jönleri ile ilgili. Otuz yıldır sinema yazarlığı yapan ve yalnızca fotoğraf değil Türk sinemasıyla ilgili her türlü dokümanı toplayan Evren'in asıl hedefi sinema müzesinin oluşumuna katkıda bulunmak. Burçak Evren elindeki tüm birikmiş malzemeyi kendisinin de yer aldığı Türsak'ın oluşturacağı sinema müzesine bağışlayacak.
Tunalım...

YERLİ SÜPER KAHRAMANLARIMIZ

Yerli Süper Kahramanlar
Tüm dünyada ‘Superman’, ‘Örümcek Adam’, ‘Batman’, milyonlarca dolarlık filmleriyle fırtına gibi eserken, Yeşilçam tarihi de onları kıskandıracak maharette süper kahramanlara sahne oldu.

Kara Murat, Karaoğlan, Malkoçoğlu, Battal Gazi, Tarkan, Dünyayı Kurtaran Adam, Kılıçaslan gibi kahramanların maceraları, Hollywood’un süper kahramanlarını gölgede bırakacak cinsten.

Kara Murat

‘Fatih’in Fedaisi Kara Murat’ olarak tanınan kahraman da uzun süren bir seriye imza attı.

1972’de ‘Fatih’in Fedaisi Kara Murat’ ve ‘İstanbul Kabadayısı Kara Murat’ adlı filmlerle başlayan seri, 1973’te ‘Kara Murat Fatih’in Fermanı’, 1974’te ‘Kara Murat Kardeş Kanı’ ve ‘Kara Murat Ölüm Emri’, 1975’te ‘Kara Murat Kara Şövalyeye Karşı’, 1976’da ‘Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı’ ile ‘Kara Murat, La Belva Dell’Anatolia’, 1977’de ‘Kara Murat Denizler Hakimi’ ile 1978’de ‘Kara Murat Devler Savaşıyor’ adlı filmlerle sürdü.

Rahmi Turan’ın eserinden beyazperdeye uyarlanan yapımda, Kara Murat, kalbine üç ok girmesine rağmen düşmanı vurması, at üzerinde giderken ok yağdırması, bir kılıç darbesiyle düşmanı dağıtması, surlardan atlamasıyla ünlüydü.

1977 yapımı ‘Denizler Hakimi’ adlı macerasında Kara Murat, hasılat rekorları kıran ‘Karayip Korsanları’ filminin benzeri bir maceraya atıldı.

Kaptan-ı Derya Yunus Paşa’yı (Turgut Özatay) topladığı vergi ve ganimetlerle İstanbul’a dönerken soyan ve Türk köylerine baskın yapıp halkı öldüren Kara Korsan’a karşı görevlendirilen Kara Murat, düşman gemilerinin tamamını yakarak macerasını başarıyla tamamladı.

Battal Gazi

Müslümanlar’ın 17. yüzyılda Bizans’a yaptığı gazalarda ün yapan Battal Gazi’den esinlenilen kahraman, beyazperdeyle 1955 yılında tanıştı.

Sami Ayanoğlu’nun yönettiği ‘Battal Gazi Geliyor’ adlı filmi, 1966 yapımı ‘Battal Gazi’ izledi. Filmde Battal Gazi’yi Atilla Gürses canlandırdı.

Seri, 1971’de Atıf Yılmaz’ın yönettiği ve bu kahramanla bütünleşen Cüneyt Arkın’ın rol aldığı ‘Battal Gazi Destanı’ ile sürdü. Arkın, 1972’de ‘Battal Gazi’nin İntikamı’, 1973’te ‘Battal Gazi Geliyor’, 1974’te ‘Battal Gazi’nin Oğlu’ adlı yapımlarda rol aldı.

Filmlerinde sık sık Bizanslıların eline düşen, ancak insanüstü gayretiyle her seferinde kurtulan ve intikamını alan Battal Gazi, bir vuruşta ya da 1 okla 20 Bizanslıyı öldürmesi, kendisine gerçek kimliğini bilmediği için vurmak isteyen oğlunun ‘elinin taş kesilmesi’ gibi film sahneleriyle sinema tarihine geçti.

Karaoğlan

Suat Yalaz’ın büyük ilgi gören çizgi romanından beyazperdeye uyarlanan Karaoğlan’ı usta aktör Kartal Tibet başarıyla canlandırdı.

İlk olarak 1965 yapımı ‘Karaoğlan’ adlı yapımda ünlü kahramanı canlandıran Tibet, 1967’de ‘Karaoğlan ve Yeşil Ejder’ filminde Tülay Erdeniz’in canlandırdığı korkunç ejdere karşı mücadele verdi.

1969 yapımı ‘Karaoğlan-Şeyhin Kızı’ filminde Karaoğlan’ı Kuzey Vargın canlandırdı. 1969’daki ‘Karaoğlan’ın Kardeşi Sargan’ filminde Tarık Tibet, 1972’deki ‘Karaoğlan Geliyor’ filminde yine Kartal Tibet kamera karşısına geçti.

Karaoğlan, filmlerde sergilediği kahramanlıklarının yanında, yabancı kadınlarla yaşadığı gönül maceralarıyla da tanındı. 2002 yılında televizyon dizisi olan Karaoğlan’ı bu kez genç oyuncu Kaan Urgancıoğlu canlandırdı.

Tarkan

Sezgin Burak tarafından 1967’de yaratılan çizgi roman kahramanı ‘Tarkan’, 1969’da seyirciyle tanıştı.

Ünal Şahin ve Hasan Demirtaş tarafından da canlandırılan Tarkan, asıl Kartal Tibet ile özdeşleşti. Sanatçı, ‘Tarkan’, ‘Tarkan Gümüş Eyer’, ‘Tarkan Altın Madalyon’, ‘Tarkan Güçlü Kahraman Kolsuz Kahramana Karşı’ filmlerinde rol aldı.

Ailesi o daha bebekken katledilen ve kurtlar tarafından yetiştirilen Tarkan, yanından ayırmadığı kurdu ile maceradan maceraya koşturdu. Tek başına bir ordu gibi mücadele veren, Batı Hun hakanı Atilla’nın gözde savaşçısı Tarkan’ın maceraları, Kuzey ve Orta Avrupa’da cereyan ediyordu.

Tarkan filmlerinin ilk ikisinde rol alan kurt köpeği Con gerçekten çok akıllı bir köpekti. Öyle ki, caddede karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarını kullanmayı dahi öğrenmişti. Ne yazık ki, bu kıymetli köpek, trafik ışıklarına aynı dikkati göstermeyen bir sürücünün kullandığı aracın altında kalarak can verdi.

‘Dünyayı Kurtaran Adam’

‘Türk Star Wars’ı olarak nitelendirilen ‘Dünyayı Kurtaran Adam’, 1982’de çevrildi.

Çetin İnanç’ın yönettiği ve senaryosunu Cüneyt Arkın’ın kaleme aldığı filmde başrolü de ünlü aktör üstlendi. Dünyayı bilinmeyen güçlere karşı savunmak için uzay araçlarıyla yola çıkan iki kişinin macerasını konu alan fantastik yapımın ikincisi, 24 yıl aradan sonra yeniden seyirciyle buluşuyor.

‘Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu’ adlı filmin yönetmenliğini Kartal Tibet üstlenecek. Senaryosunu Murat Boyacıoğlu’nun kaleme aldığı filmde, Cüneyt Arkın, Mehmet Ali Erbil, Hıncal Uluç, Deniz Seki, Pascal Nouma, Ayşen Gruda, Günay Karacaoğlu, Burcu Kara, Pakize Suda ve Burak Sergen rol alıyor.
Tunalım...

21 Ekim 2007 Pazar

DANNA GARCIA PHOTOS


Tunalım...:Sevgi en anlaşılmaz şeymiş meğer,seversin anlatamazsın,sevilirsin anlayamazsın.Evrenin yaratılma nedeni olan sevgi, Kur’ân’ın temel kavramlarındandır. Sevgi, Yüce Yaratıcı’nın rahmet denizinden varlıklara yansıttığı eşsiz bir duygudur.
Güzelliğin ve Sevginin Kaynağı Yüce Allah, evreni sevgi üzerine yaratmış, insanlara da sevgi duygusunu en büyük güç ve kudret olarak vermiştir.( Hecho es más incomprensible que el amor, el amor y no puedo decírtelo, no puedo comprender.
Razones para la creación del universo es el amor, el concepto básico de Kur'ân'ın. Amor, Gran creativos activos refleja la misericordia del mar es una sensación única.

Fuente de la belleza y del amor de Dios Supremo, el universo fue creado para el amor, la gente le encanta la sensación de fuerza y poder como el más grande.)

TÜRKAN ŞORAY



ÇOK SEVDİĞİM İKİ TÜRK FİLİM YLDIZININ UNUTULMAYAN FİLMİ:ACI HAYAT Türk Sineması’nın en iyi aşk filmlerinden biri sayılan ve geçtiğimiz günlerde bir televizyon dizisi ile yeniden ekranlara taşınan Acı Hayat tutkulu bir aşk öyküsü sunuyor. Nermin ve Mehmet birbirlerini sevmekte ve evlenmeyi düşünmektedir. Mehmet fakir bir tersane kaynakçısıdır. Nermin ise kuaförde çalışmakta ve maddi olarak büyük zorluklar çekmektedir. İki sevgili durumlarını düzeltmeye çalışır ve evlilik hayalleri kurarken, zengin ve şımarık Ender’in hayatlarına girmesi tüm planları alt üst edecektir. Ender Nermin’i elde etmek ister ve onu iğfal eder. Nermin Ender ile evlenmek zorunda kalırken, Mehmet’te intikamını almak için yemin eder. Günün birinde Mehmet’e piyango çıkar ve Mehmet bir anda milyarder olur. Mehmet’in intikam planı ise Nermin’in başına gelenleri bizzat Ender’in kız kardeşi Filiz’e yaşatmaktır. YAPIM YILI: 1962 Süre: ? Oyuncular Türkan Şoray -- Nermin Ayhan Işık -- Mehmet Ekrem Bora -- Ender Nebahat Çehre -- Filiz Hüseyin Baradan Yönetmen Metin Erksan Senarist Metin Erksan Yapımcı Muzaffer Arslan Müzik Fecri Ebcioğlu Görüntü Yönetmeni Ali Uğur
ALTIN KOZA,AKDENİZ SİNEMASINI SEYİRCİYLE BULUŞTURUYOR:Ülkemizin önemli kültür sanat olaylarından Altın Koza Film Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da Türk ve dünya sinemasının önemli örneklerini sinemaseverlerle buluşturuyor. Festivalin ‘Akdeniz Sineması’ bölümünde, İsrail, Fransa, İtalya ve İspanya’dan 5 ödüllü film yeralıyor. 02 – 08 Haziran 2008 tarihleri arasında yapılacak 15. Altın Koza Film Festivali, Gösterim Bölümü ile gözdolduruyor. Türk ve dünya sinemasının seçkin örneklerinin gösterileceği festivalin ‘Akdeniz Sineması’ bölümünde İsrail, Fransa, İtalya ve İspanya’dan 5 ödüllü film yeralıyor. Bölümünün ilk dikkat çeken filmi İsrailli yönetmen Eran Riklis’in savaın ve sınırların anlamsızlı üzerine dokunaklı anlatısı Limon Ağacı. Başrolünde son yılların önemli oyuncularından Hiam Abbass’ın oynadı film, Filistinli dul bir kadının İsrail Savunma Bakanıyla çok sevdiği limon bahçesi için girdiği mücadeleyi anlatıyor. Bir film de İtalya’dan. Beklenmedik anlarda tepetaklak olan hayatların anlatıldı Dünme’ nin yönetmeni, ilk filmi Nella Mischia ile ses getiren Gianni Zanasi. Bir zamanların punk yıldızı Stefano’nun her şeyini kaybettikten sonra ailesinin evine dönmesiyle gelişen olayları konu alan film Pasinetti En İyi Film Ödülü ve Venedik Film Festivali FEDIC Ödülü almş. Dünyanın Bütün Sabahları’nın yönetmeni Alain Corneau, festivalin beklenen filmlerinden olan İkinci Nefes ile, Jean-Pierre Melville’in 1966’da aynı isimle filme çektiği romanı yeniden uyarlayarak, kara film türüne dönş yapıyor. Katıldı festivallerden pek çok ödüller dönen, Rodrigo Pla’nın İspanya-Meksika ortak yapımı Yasak Bölge’sinde ayrımcılın varabileceği korkunç boyutun tehlikesi görülüyor. Film, Toronto Film Festivali Uluslararası Eleştirmenler Ödülü ve Luigi de Laurentis Ödülü sahibi. Fransız sinemasının yıldız oyuncularından Sandrine Bonnaire’ın 25 yıl boyunca çektiği kişisel arşiv görüntülerinin perdede izlenebileceği, uzman kurumların yetersizliğine ve yol açabilecekleri dramatik sonuçlara dikkat çeken Adı Sabine yönetmenin şizofren kardeşi üzerine yürekleri sızlatan bir belgesel. Fransız yapımı film, Fibresci Ödülü, Cannes Film Festivali’nde ‘Yönetmenlerin On Beş Günü’ ödülü, Namur Film Festivali’nde ise ‘Jüri Özel Ödülü’ almş.
Tunalım

AYHAN IŞIK


Ayhan Işık
TÜRK SİNEMASININ KRALI
Oyuncu | 1929 - İzmir
1929 yılında İzmir'de doğdu. 1953'te Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Sinemaya geçmeden önce grafiker olarak çalıştı, çeşitli dergilere kapak resimleri yaptı.

Sinemaya 1951'de Yıldız Dergisi ve İstanbul Film'in açtığı yarışmayı kazanarak girdi. Aynı yıl "Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan" filmiyle ilk kez beyazperdede gözüktü.

İkinci filmi "Kanun Namına" ile oyunculuktaki yeteneğini kanıtlayarak, üne kavuştu. 1959'da Amerika'ya gitti ve sinema konusunda incelemelerde bulundu. Yurda döndükten sonra, yeni filmler çevirerek ününü sürdürdü. 1972'de film yıldızlarının sahneye çıkma modasına uyarak, Klasik Türk Müziği dalında solistlik yaptı.

Daha sonra oyunculuğunun yanı sıra, yapımcılık yapmaya da başladı. Bir süre sonra da oyuncu ve yönetmen olarak "Örgüt" filmini çekti TV'de bazı reklam filmlerinde gözüktü. Türk sinemasının belki de en büyük oyuncularından biri olan Ayhan Işık ikinci filminden sonra fiziği ve yeteneği ile dikkatleri çekerek, ölene kadar çevirdiği bütün filmlerde hep başrol oynadı. "Kral" unvanını aldı.

Işık, ününü en uzun süre koruyan ilk oyuncu oldu. Işık 1954'te Türk Film Festivali'nde, 1962'de Ses, 1965'te Artist ve daha bir çok yayın organının düzenlediği yarışmalarda "en başarılı erkek oyuncu" seçildi. Işık 1979'da beyin kanaması rahatsızlanarak yaşama göz yumdu.
Tunalım...